Özge Efendioglu

mask dergisi için içki yazıları (2/bira)

Özge Efendioğlu(Aralık 2008/ İstanbul)

İÇKİ…



Bira insanlık tarihinin en eski içkisidir.

Nilgün abla kendimi bildim bileli annemin kapı komşusudur.

Rivayete göre; Arpa ekmeği yağmur suyuyla ıslandı.
Ve Çinlilerin barutu, Alman’ların matbaayı, İtalyan’ların gözlüğü, İngiliz’lerin ilk kibriti, Amerika’lıların naylonu, İskoçyalı John Naper’in logoritma cetvelini, Newton’un yerçekimi yasalarını, Rene Laennec’in stetoskobu, Graham Bell’in telefonu, Robert Thomsan’ın şişme lastiği, Limuere kardeşlerin sinema makinesini, Linu Yale Jr’ın pimli kapı anahtarını icadından binlerce yıl önce; Mezopotamya’da yaşayan Sümerli bir kadın günler önce bir köşede unuttuğu ıslak ekmeği buldu.

Ekmek mayalanmıştı.

Milattan sonra 1985 yılında sıcak bir yaz akşamı, annemin komşumuz Nilgün Abla’nın bardağına doldurduğu sarı sıvının üstünde biriken kalın köpük tabakasının cennetten yeryüzüne gönderilmiş bir bulut olduğuna canı gönülden inanarak, bardağa elimi daldırmak suçundan paparayı yedim. Bulut değil köpüktü.

İçim parçalanmıştı.

Sümerli kadının keşfettiği mayalanmış ekmek ve bu sürecin tekrarı sayesinde insanoğlu birayı keşfetti.

Ben de işittiğim haksız azar yüzünden biranın köpüğüne düşman oldum.

Milattan önceki yıllarda, ilk ve en önemli bira üreticileri kadınlardı.

Anneannemin sayesinde tüm mahallenin de öğrendiği gibi, bizim apartmanın en meşhur bira tüketicisi ise Nilgün abla.

O çağlarda kadınlar birayı evde üretiyordu.

Yaz akşamları işten yorgun dönen Nilgün abla, her akşamüstü evinin balkonunda gün batımına karşı bir bira içtiğinden anneannem onu alkolik sanıyordu.

Gılgamış destanında ekmek yemek ve bira içmek insan olmanın ön koşulu olarak gösteriliyordu. Yani önceleri bira içilmekten çok yeniyordu.
Nilgün abla kış geldiği için artık bira içmiyordu. Anneannem bunu kadıncağızın evine gizlice bıraktığı muskaya yoruyordu.

Milattan önce 2800 civarında bira için Eski Mısır’da ilk üretim tesisleri oluşturuldu.
Köpüğü yüzünden yaşadığım hayal kırıklığının üzerinden tam yedi uğursuz sene geçti.

Mısır’da bira günlük hayatın bir parçası haline geldi.
Babam okuldan bir arkadaşımın doğum günü partisine gitmeme izin verdi.

Zengin ve fakir mısır halkı sağlık için bira içti ve birayı tanrılara sundu.

Biz de okula yeni gelen çocuğa hediyelerimizi takdim ettik.
Partinin sonunda dolaptan aşırdığımız birayı tek tek tattık. Sonunda sıra bana geldiğinde ağzımın içindeki bütün birayı, doğum günü çocuğunun elbiselerine püskürttüm ve ona aşık oldum. Diğerleri güldüler o yalnızca gülümsedi.

Mısır’da milattan önce 1600 yılına ait sağlıkla ilgili bir tekstte rastlanan 700 reçetenin 100’ünde bira vardı.Anneannemin muskaları aşk meselelerinde de işe yarar mıydı?

Birayla ilgili birçok toplumsal gelenek de vardı. Örneğin genç bir adamın genç bir kıza birasından bir yudum içmesini teklif etmesi, onunla evlenmeyi düşündüğü anlamına geliyordu.Üstüne bira tükürmeme kızmadığına göre, acaba o da beni seviyor muydu?

Eski Mısır’da bira aynı zamanda para ve asgari ücret ölçüsüydü.Babası asker olan çocukluk aşkım, ertesi sene bir başka şehre göçtü.
Mısır’da iki sürahi bira, bir günlük asgari ücrete eşitti.Yıllar su gibi geçti.
Bu arada Nilgün abla mahalledeki beyaz eşya dükkanının sahibiyle evlenerek anneannemin gözüne girdi.
Milattan sonra 1996 yılında 16 yaşıma girmiş, babası asker olan ilk aşkımı çoktan unutup yeni bir maceraya yelken açmış, annemin deyimiyle delirmiş, anneannemin deyimiyle cinlenmiştim.
Bir hafta sonu sinema çıkışı, dershaneden arkadaşlarla ilk kez gerçekten bira içtim ve aşık olduğum çocuğa havalı bir söz söylemeye çalışırken ağız dolusu geğirdim.

M.Ö 2000 civarına tarihlenen Anastasi IV papirüsünde şöyle yazdığı rivayet olunur: "İçki içerek kendini kötü duruma düşürme! Çünkü söylediklerini kulağın duymayacak. Sesler ağzından bilinçsiz olarak dökülecek. Bu başkalarının ağzında olmadık dedikodulara dönüşecek. Elin ayağın tutmaz olacak. Sana kimse yardım elini uzatmayacak. Biradan göbekleri şişmiş arkadaşlar ayağa kalkıp 'Atın şu sarhoşu dışarı ! diyecekler! '"

Hayatımda hiç bu kadar utanmamıştım. Herkes bana bakıyordu. Sonra hepsi birden öyle bir güldü ki, utancımdan tuvalete kaçtım. O utançla iki bira daha içtim ve tam sekiz kez işedim. Üstüne püskürttüğüm biraya tatlılıkla gülümseyen ve asker babasının tayini yüzünden bir başka şehre giden çocukluk aşkımı hatırladım ve yol boyunca hüngür hüngür ağladım. Eve döndüğümde sarhoştum ve yüksek sesle gülüyordum.

Rivayete göre, papirusta yazan uyarı işe yaramamıştı ve M.Ö 1350 civarında Firavun Ramses II, artan bira ayyaşlığını önlemek için bir içki düşmanlığı derneği kurmak zorunda kaldı.

O gece annem ve halime hayret eden anneannem fena halde afalladı. Sonunda annem durumu babamdan gizlemek için, son çare olarak geceyi komşumuz Nilgün ablamda geçirmeme karar verdi.

Bira milattan önce 1700 yıllarında meşhur Hammurabi kanunlarına girdi.
Annem dershane çıkışları bira içmemi ikinci bir emre kadar kati surette yasakladı.

13. yüzyılda Bavyeralı manastır rahipleri biraya şerbetçiotunu katmayı akıl etti.
Anneannem meşhur muskalarından birini yazarak, biranın cinlerini benden uzak tutmayı kafaya koydu.

Rivayete göre William Shakespeare rahiplerin bu buluşundan hiç hoşlanmadı ve ömrünün sonuna kadar içine şerbetçiotu katılmış bira içmedi.

Açık söylemek gerekirse, ben de anneannemin zorla boynuma taktırdığı muskadan nefret ettim ve geğirmenin utancı yüzünden uzun zaman ağzıma bira sürmedim.
Arada bira içmediysem, muskadan değil geğirme korkusundandır.

Biranın burjuva mesleği haline gelmesi, 12. yüzyılda oldu ve loncalar kuruldu.
Milattan sonra 1997 yılında anneannemin okunmuş pirinçleri sayesinde üniversite sınavlarında gayet başarılı olup mimarlığı kazandım ve Ankara’ya gittim.

Paris'teki Biracılar Birliği, Fransa'nın en eski sendikalarından birisi oldu ve biracılar 1468'de ilk yasalarını hazırladı.
Artık geğirmeden ve özgürce bira içebiliyor hayatın tadını çıkarabiliyordum.

Bira standardı 1516 yılında alman bira saflık kanunu ile belirlendi. Böylece bira 16. yüzyılda bugünkü tanım ve içeriğine kavuşmuştu.
Bense bir tek köpük işini aklımdan çıkaramamış olmalıydım ki, birayı bardağa köpüksüz koymayı maharet sayıyordum.

Dr. Alexanders Nowell, 1602 yılında biranın tıpalanmış cam şişelerde saklanırsa daha fazla dayanacağını gösterdi.
Ve o gün kumpir sırasında yıllar sonra karşılaştığım çocukluk aşkım da biranın köpüğünün ne işe yaradığını.
Sırtım dönüktü. Omzuma bir el dokundu, hızla döndüm ve kumpirin ketçapını gömleğine bulaştırdım. Diğerleri güldüler o yalnızca gülümsedi. O an hatırladım, oydu.

19. yüzyılda James Watt'ın buhar makinesini icat etmesi ve Carl Von Linde'nin yapay serinliği bulması bira tarihinde çığır açtı.
Çocukluk aşkımla yeniden karşılaşmam bana yeni bir hayatın kapılarını araladı.

Soğutma sorunu nedeniyle 1880'lere kadar bugünkü anlamda bira üretimi yoktu ve bira daha çok soğuk aylarda üretiliyordu.Artık bende mevsim değişmişti. Çocukluk aşkım da Ankara’da ve tarih okuyordu.
Sık sık buluşuluyor, geziliyor tozuluyor arada bira içiliyordu.

Buhar makinesinin bulunmasından sonra Londra'da The Whitebread Biracılık, dünyada bir yılda 200 bin fıçı bira üreten ilk firma oldu.
O kış, Ankara’nın kara kışı bahara döndü ve yeryüzünde hiç eksilmeyen bir tebessüm peyda oldu.

1835'te demiryolu ulaşımının başlaması biranın naklini de kolaylaştırdı ve bira üretimi hızla arttı. Her yere ulaşabilen bira, Osmanlı İmparatorluğu'na kadar ulaştı ve İstanbul, İzmir, Selanik ve Beyrut birayla tanıştı.O gece kumpircide buluşup bira içmeye karar verdik.

Pasteur ise bizim gibi tembel olmadığından evde hiç durmadan çalışıyordu ve sonunda birayı mikrobik hastalıklardan koruma usullerini geliştirerek rasyonel bira imalatının temellerini attı.

İki şişe bira söyledik ve iki bardak istedik.

Danimarkalı bilim adamı Christian Hansen'in tek maya hücresini başarıyla izole etmesi, yapay kültür ortamının yeniden üretimine olanak sağladı, böylece fermantasyonun saflığı süreci geliştirildi ve biranın tadı mükemmelleşti.
Çocukluk aşkım birayı bardağa koyacakken elimi tuttu.

Almanya'da 1864'te metal fıçılarda fıçı bira üretimine başlandı. Ve sonraki yıllarda biracılık, yoğunlaşmanın en fazla olduğu endüstrilerden biri haline geldi. Artık bira dünyanın en çok tüketilen içkisiydi.Çocukluk aşkım gülümsedi ve şöyle dedi.

Biliyorum çok konuştum ama son bir şey daha söyleyeceğim. Pek çok insan birayı bardağa köpüksüz doldurmanın bir maharet olduğunu düşünür. Oysa bu köpük biranın tadının ve kokusunun ortaya çıkmasına yardımcı oluyor, bir de bardağın üstünde oluşturduğu kalın tabaka biranın ısınmasını geciktiriyor.

Köpüklü biradan bir yudum aldım. Dikkatle yüzüme baktı.
“Dudağının üstünde bir parça köpük var” dedi.
Korkulu gözlerle baktım. Allahım neden hep böyle/
Tam o anda eğildi, öptü.
Tadı olağanüstüydü.
Köpükle barışmıştım.
Nilgün abla yan masadan gülümsemişti.

NOT: Karakterler uydurma, hikaye kurmacadır. Tarihsel bilgiler gerçektir ama tarih ödevinizde kullanmadan önce kontrol etmenizde yine de fayda vardır.

Views: 3

Comment

You need to be a member of inzumca to add comments!

Join inzumca

© 2012   Created by Safak Atahan.   Powered by .

Badges  |  Report an Issue  |  Terms of Service