inzumca Masalı / Türkçe




Bir varmış bir yokmuş... "
Bir zamanlar dünya dönmez, dans edermiş.


O zamanlar buralar dev bir mutluluk küresi imiş.. .
İçerisinde ki tek somut şey ise ‘sevgi’ imiş.

Ağaçlar ,ovalar,. . Dağlar, taşlar henüz yok muşken;
Sevgi çoktan varmış, diğer her şey ise
tıpkı inzular gibi sevgi kaynaklı doğabilmiş.



En önceleri, bir gün;
Sevginin devasa enerjisi, insanlık öncesi varlıkları;
“İnzuları” doğurmuş.


Gel zaman-git zaman, dünyaya inzular geldiği zaman,
küre onlar sarsılsın istememiş. Hoplamayı bırakmış.
Enerjisini de İnzular’a aktarmış.
Varsın, onlar dans etsinler imiş…

Böylelikle ,İnzular sevginin etrafında dönmeye başlamışlar.. .
Evet evet, bahsedildiği gibi o zamanlar,
sevgi gözle görülmekte imiş.



İnzular etrafında döndükçe sevgi artmış.
Sevgi arttıkça da insanlığın ruhani ataları İnzular…
Ancak sevgi yolunda ki bu dönüş,
kaçınılmaz olan bir dönüşümle sürmüş;

Bir kısım İnzu’nun, döndükçe görüşü bulanmış,
kafası sulanmış… Asıl olanı unutmuş,
gece-gündüz avare döner dolanır olmuş!

Bir gece, bir gündüz, bir gece daha geçti derken;
Var oluş amacını bir gün daha atlatmak sanmış…
Ve kendisini zamanı kovalar bulmuş.

Sonrasında da bir gün, bir de bakmış ki;
O aynı o değil.. .
Hatta Artık, ‘’İnzu ‘’ da değil!



İşte insanın oluştuğu o gün sevgi soyuttur denilmiş,
apayrı ‘Maddesel’ olan bir boyuta geçilmiş.

Sayarak geçen zamanları, biriktirirlermiş zamanda asılı anları.
Derken, sayıların müptelası olunmuş.
Yetmeyince sevgisiz anlarda ki kof mutluluklar,
İnsan, dünyasını rakamlar üzerine kurmuş.

Rakamlarla yaşıyor olmayı bir düzene oturtmuşsa da gün gelmiş,
kendisi rakam müptelası, ruhu da hırsların kölesi olmuş.
İstiflemiş, istiflemiş, .. . Gene de doymak bilmez olmuş!


Zamanlardan o an; Küre acı dolmuş !

Acının varlığı, küre içerisinde ki her şeyin üzerine çökmüş.
Ve derinlerde bir yerlerde,
bir şey her şeyi yüzeye çekmeye başlamış!

Ne mi olmuş;
Acının varlığı ile ‘’Yer Çekimi’’ doğmuş.
Mutluluk küresi de artık, bir ‘’yer küre’’ olmuş.


Oysa sevgi, hala aynı yoğunluktaki enerji ile dopdoluymuş…
Acının varlığıyla dibe sürüklenmeyen bir tek o olmuş.
Bir taraftan da İnzular, direnmektelermiş tabi…
Fakat sevgi yolunda ilerlemek, gün be gün güçleşir olmuş.
Yitirilenlerin zaafları, tatminsizlikleri ‘acıları’ besledikçe;
Yerde ki çekim yoğunlaşmış durmuş...

Yükleri ağarlaştıkça,.. . .Dönüşleri ağarlaşmış.
İnsanlar yavanlaştıkça, İnzular yavaşlamış…
Yavaşlamış… Yavaşlamış,..

Ve bir gün gelmiş, İnzular kımıldayamaz olmuşlar.


Dünya, içerisinde ki olup biteni, içine sindiremez olmuş!
Ve harekete geçmeye karar vermiş!
Artan acı çekimi İnzuları tutsak ediyormuşsa;
‘’Ben de döner, sevgi yoluna dönüşün engellenmesine
meydan vermem’’ demiş.

Ve işte o gün bu gündür dünya, sevgi etrafında döner,
bünyesinde ki her şeyi de sevgisi beraberinde döndürür olmuş.
Yani, Dünya’nın dönüşü; “yer küredeki acıya isyanıymış!”

Sevgi döngüsünden kopmalarına, dünyanın mani olunuş,
İnzular’da mutluluk coşkusu oluşturmuş.. .
Sevinç yaşlarının yer küreye dökülmesi ile küredeki bütün sular
‘acı çekimine’ karşı ayaklanmışlar.

Döktükleri mutluluk damlaları eşliğinde,
yer çekiminden kurtulmaları için bir de çözüm doğmuş;

Bir taraftan İnzu mutluluğu yağmaktayken,
bir taraftan da küredeki sular yükseliyormuşlar…
Mutluluktan kabaran suların İnzularla buluştuğu an,
suda çözülmüş İnzu varlıkları… ve akışla bütünleşip
saf huzura kavuşmuşlar.

İşte suda ki yer çekiminin az oluşu, bu sevgi yoğunluğunun
sularda saklı damlalara karışmasından olmuş.



Artık, su zerreciklerince özgürmüşler.
Nefret olan bir ortamdan buhar olup uçabilir
dünyada var olan her saf ortama kavuşabilirmişler.

Madem dünya dönüşüyle sevgi yolunda ilerlemeyebilmekteymişler,
O halde onlar da İnsanları acı tutsaklığından kurtarmalıymışlar.

Her an, bir halden başka bir hale geçiş yapabilir,
yitik bir canlıdan, bir diğerine… O bedenden de
umut veren bir yaşantıya ulaşabilirmişler.


Su ile donatılan bedenlerimiz bünyesinde yaşayabilir,
topladıkları pek çok deneyimi bizlere aktarabilirmişler...

Bu uğurda yer gök arası dünyayı dolanır olmuşlar…
Ta ki arı bir yürek bulana kadar, aramızda dolanır dururmuşlar.


Anne karnında ki kalpler, madde dünyasına düşmemişken
İnzu dolu olurmuş …
Bu yüzdendirmiş ki, bebeklerin temiz ruhları
maddeye kapılmamışken, İnzu kaynağı imiş.. . .

Hem, henüz bebekken sevgiyi pek hala görebilmekteymiş de insan.…


Yüreklerimizi açabildiğimiz her an,
benliğimize bir ‘İnzu’ yerleşebilir demekmiş!


Topraktan fışkırıp,
doğa aracılığı ile de rehberlik etmeye başlamışlar;


Sevgiyi çamura kattıklarından;
Bazen bir filiz kılığında ki sevgiyle karşılaşırmışız…
Bazense, dev kayaların çatlağından süzülmüş bir çiğdemin
yapraklarında bekliyormuş, İnzular.. .

Veya farklı vücutlarda yüzümüze gülümsüyorlarmış…



Kimi zamansa,

rüzgârlarla mutluluğun formülü kulağımıza fısıldanıyormuş.


İşte o zamanı yakalayabildiğimiz her an
bir İnzu hoplayabilirmiş yüreğimize…
Ve o an bir İnzu’la kavuştuğumuzdandırmış ki;

‘Yüreğimiz, kıpır kıpır olurmuş…’




safakatahan, 2005
Find more photos like this on inzumca

© 2010   Created by Safak Atahan on Ning.   Create a Ning Network!

Badges  |  Report an Issue  |  Privacy  |  Terms of Service